Yaşlanmak
Yaşlanma hissini bir çok şekilde yaşar insan. Bazıları doğum günlerinde bir yaşıma daha girdim diyerek sayısal bakar duruma, bazıları bedeninin eskidiğini hisseder ve yaşlanmaya başladığının farkına varır. Yaşlanma hissini bu dediğim şekillerde daha önce yaşamıştım ama pek umursamamıştım. Elbet bedenim yavaşlayacak, yaşım 27-28-29 diye birer birer artacak. Bu durumlar pek korkutmuyor beni. Ancak bugün hissettiğim şey biraz korkuttu.
Google’un yeni çıkardığı bir uygulamaya bakarken bu teknolojiye nasıl yetişicez diye düşündüm. Artık teknolojinin beni yavaş yavaş yormaya başladığını anladım ve bu durum yaşlanmaya başladığımın korkusunu iyiden iyiye ortaya çıkardı.
Yaşlanmanın en önemli belirtilerinden biri öğrenme hızınızın yavaşlaması, daha da yavaşlaması ve bir süre sonra yeni şeyler öğrenmeye kendinizi kapatmanız. Kendinizi kapattığınız vakit dünyadaki varlık sebebinizi yitiriyorsunuz, ve ölüme kadar geçecek süreyi “vakit doldurma” olarak algılamaya başlıyorsunuz. Kendinizi ölüme kadar oyalamaya başlıyorsunuz.
Daha 29 yaşımdayım. Yani yaşlanma hissinin bana gelmesi için çok erken. Daha 35 bile değil, yolun yarısına bile ulaşmadım. Peki, niye böyle bir hisse kapılıyorum? Bunun cevabı, sanırım, çağımız özelliklerinde gizli. Bilgi çağı, teknoloji çağı, insanlık gelişim hızının logaritmik ölçülerle algılandığı bir çağ. Dolayısıyla ben de bu hız karşısında erkenden yaşlanma hissine kapılıyorum. Yolun yarısı yaşı baya bir geriledi diye düşünüyorum. Ama psikoza girmenin de anlamı yok pek tabi ki. Çağ zehirini, pan zehiri ile birlikte sunacaktır. Hayata sıkı sıkı tutunanlara.
bir yorum yazın